Frans De Waal. 2006. İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz? Metis bilim.orijinal basımı: Our Inner Ape: A Leading Primatologist Explains Why We Are Who We Are
Bu kitabı Refik hocam kitaptan komik bir anektod anlatarak önermişti. Kendisine çok teşekkür ederim. Konuyu da yazarın anlatımını da çok sevdim. Kenarına işaret koyduklarım:
“Şempanze ve bonobolar gibi goriller de büyük maymunlar olarak tanınır. Sadece dört maymun türü vardır, dördüncüsü de orangutandır. Maymunlar büyük ve kuyruksuz primatlardır. Bu iki özellik, Hominoid diye bilinen insan ve maymun ailesini şebeklerden ayırır. Maymunlar asla şebeklerle karıştırılmamalıdır (bir maymun uzmanına şebeklerini çok sevdiğinizi söylemekten daha büyük hakaret olamaz!), ‘primat’ ise bizi de içine alan daha kapsamlı bir sıfattır.” (24)
“Nörolog Oliver Sacks, Başkan Reagan’ın bir konuşması sırasında, afazi koğuşundaki bir grup hastanın gülmekten katıldığını anlatır. Kelimeleri anlayamayan afazi hastaları, söylenenlerin çoğunu yüz ifadeleri ve beden hareketlerinden takip eder. Sözel olmayan ipuçlarına karşı öyle duyarlıdırlar ki yalanlara kanmazlar. Sacks’a göre, konuşması hasta olmayanlara çok normal gelen başkan, yanıltıcı sözlerle ses tonunu öyle büyük bir kurnazlıkla birleştirmişti ki ancak beyninde hasar olanlar altındaki hakikati görebiliyordu. ” (65)
“Bonobolar ve şempanzelerden ayrıldığımızdan beri soyumuz yaklaşık 250.000 nesil görmüştür, bakterilerse 250.000 nesli sadece dokuz yıl içinde görür. Parazitlerin hızlı nesil dönüşümü, içinde barındıkları hayvanları, savunmalarını değiştirmeye zorlar. Sadece parazitlerle mücadele etmek için bağışıklık sistemimiz sürekli hareket halinde olmalıdır. ” (97)
“(şempanzelerin) Saldırıların çoğu dişilere yönelikmiş ve daima tahta silahlarla yapılıyormuş. ... Bu çirkin alışkanlığın yayılması maymunların toplumun nasıl etkisi altında kaldığını gösteriyor. Genelde başka örnekleri takip ediyorlar. Bu yüzden de böyle davranışların ‘doğal’ olduğu neticesini hemen çıkarmamak lazım. Şempanze erkekleri dişileri dövecek şekilde programlanmamıştır. Daha ziyade bu davranış belli koşullarda ellerinden gelen bir şeydir. Kökleşmiş davranışlar yakın akrabalarımızda ender görülür, hele bizde daha da enderdir. Hem bütün insanlar için geçerli olan hem de küçüklükten ortaya çıkan pek az insan davranışı örneği vardır – bir şeyin doğuştan geldiğini söylemek için bu ikisi en iyi ölçütlerdir. Her normal çocuk güler ve ağlar, yani gülmekle ağlamak bu ölçütlere uyuyor. Ama insan davranışının büyük bölümü uymaz.” (117)
“Bir keresinde ergen bir bonobo dişisinin fotoğrafını çekmiştim. İki elinde iki portakal tutan bir erkekle sırıtıp bağırarak çiftleşiyordu. Dişi meyveleri görür görmez kendini sunmuştu. Tabi olay mahalinden elinde bir portakalla ayrıldı. Bu şablonu ne kadar tanıdık bulduğumuz, bu fotoğrafı gösterdiğim profesyonel seyircilerin tepkilerinden de gayet iyi anlaşılıyordu. Konferanstan hemen sonra öğle yemeği yemek için bir lokantaya girildi. İri yarı Avustralyalı bir zoolog eline iki portakal alıp bir masanın üzerine zıpladı. Herkes katıla katıla güldü - türümüzün cinsel pazar konusunda çok hızlı bir kavrayışı var.” (118-119)
"Bir antropolog bir keresinde, Yeni Gine’deki iki Eipo-Papua köy reisinin, küçük bir uçaktaki ilk yolculuklarını anlatmıştı. Uçağa binmeye korkmamışlar ama şaşırtıcı bir ricada bulunmuşlar: yan kapının açık bırakılması. Yukarıda havanın soğuk olduğu ve geleneksel penis kılıfı dışında bir şey giymedikleri için yukarıda donacakları konusunda uyarılmışlar. Uyarıyı kaale almamışlar. Yanlarında ağır kayalar getirmek istemişler. Pilot bir zahmet öteki köyün üzerinden geçiverirse kayaları açık kapıdan düşmanlarının üzerine atacaklarmış.
Akşamleyin antropolog, günlüğüne neolitik adamın bombayı icadına tanık olduğunu yazmış.” (129)
“Birbirine sarılan iki şempanzenin ilk başta kavga edenler olduklarını anlayana kadar birkaç saat bu olayı düşündüm. ....O günden beri şempanzeler ve diğer primatların nasıl barıştığını inceliyorum. Gerçi şimdilerde buna çatışma çözme diyoruz. Yunuslar ve sırtlanlar dahil çeşitli türlerde rastlanıyor buna. Pek çok sosyal hayvan nasıl barışacağını bilir, hem boşuna değil. Çatışma kaçınılmazdır ama bir taraftan da hayvanlar birbirlerine ihtiyaç duyar. Birlikte yiyecek arar, avcılara karşı birbirlerini uyarır ve düşmana karşı birleşirler.” (142)
“Kavgacı rhesus şebekleri, çok daha hoşgörülü ve rahat kısa kuyruk şebekleriyle aynı yere kondu. ...Deneyin sonunda türleri ayırdığımızda, rhesus şebekleri kavgadan sonra, kendi türlerine nazaran üç kat daha fazla dostça birleşme ve tımar etme eğilimi göstermeye devam etti. Aramızda espiri yaparak, ‘Yeni Geliştirilmiş’ rhesus şebekleri diyorduk onlara.
Bu deney, barışmanın bir içgüdüden ziyade edinilen bir sosyal beceri olduğunu gösterdi.Sosyal kültürün bir parçasıydı.” (145-146)
Bedensel özdeşleşme hayvanlarda ortaktır. Bir keresinde arkadaşım ayağını kırmış ve ayağı alçıya alınmıştı. Birkaç gün sonra köpeği de sağ bacağını sürükleyerek topallamaya başladı. Onu dikkatle muayene eden veteriner hiçbir sorun göremedi. Haftlalar sonra arkadaşımın alçısı açıldığında köpek de tekrar normal yürümeye başladı.” (172)
"Ne zaman yiyecek almak için bir kolu çekseler arkadaşlarını elektirik çarptığını gören maymunlardan biri beş gün diğeriyse on iki gün boyunca bu hareketi tekrarlamamış. Maymunlar başkasına acı vermemek için kendileri açlıktan ölecekmiş. ...Başkaları sıkıntı ve üzüntü sergiliyorsa, senin de endişelenmek için güçlü sebeplerin olabilir. Yerdeki kuş sürüsünden bir kuş havalandı mı ne olduğunu anlamaya çalışmadan bütün kuşlar havalanıverir. Geride kalan avlanabilir. İnsanlar arasında paniğin bu kadar hızlı yayılmasının sebebi de budur.” (173)
“...gözümde güneş gözlüğüyle maymunların yanına gidecek olsam, gözlüğüme bakarak yüzlerini şekilden şekle sokarlar. Kafalarını sallayıp dururlar. En nihayet gözlüğü çıkarıp ayna niyetine onlara doğru uzatırım. Dişiler geri taraflarına bakmak için arkalarını dönerler –bu vücut bölgesinin cazibesi düşünüldüğünde çok mantıklı bir saplatı- ve maymunların çoğu ağızlarını açıp içini inceler, dilleriyle dişlerine dokunurlar ya da aynaya bakarak parmaklarıyla dişlerini karıştırırlar. Bazen ‘süslenecek’ kadar ileriye giderler. Almanya’daki bir hayvanat bahçesinde, karşısına ayna konan orangutan Suma, kafesinden marul ve lahana yapraklarını toplamış, hepsini üst üste koyup kafasına yerleştirmiş. Sonra da aynaya bakarak sebze şapkasına gönlünce bir şekil vermiş.” (179-180)
“İki yaşından itibaren çocuklar ahlaki ilkelerle (‘çalma’) kültürel normları (‘okulda pijama giyilmez’) birbibinden ayırabilirler. Bazı kurallara karşı gelmenin birilerine zarar verdiğini, bazı kurallara karşı gelmeninse sadece beklentilere aykırı olduğunu bilirler. İkinci türden kurallar kültürden kültüre değişir. Avrupa’da her kumsalda görülen çıplak memelere kimse dönüp bakmaz bile ama evimde bir silah bulunduğunu söylesem herkes acaip rahatsız olur ve bana ne haller olduğunu merak eder. Bir kültür silahlardan memelerden daha fazla korkar, başka bir kültürse memelerden silahlardan daha fazla korkar. Teamüller genelde ahlakın ciddi diliyle sarmalanır ama aslında onunla pek alakalı değillerdir.” (186-187)
[kapuçin] ”İki şebeği yan yana koyduk ve yirmi beş kere arka arkaya, önce biriyle sonra diğeriyle değiş tokuş yaptık. İkisi de salatalık aldığında eşitlik oluyordu. Bu durumda şebekler sürekli değiş tokuş yapıyor ve mutlu mutlu yiyeceğini yiyorlardı. Ama birine üzüm verip diğerine salatalık vermeye devam ettiğimizde olay beklenmedik bir biçimde değişti. Bu eşitsizlikti. Bizim şebeklerin yiyecek tercihleri de pazardaki fiyatlara mükemmelen uyduğundan üzüm en büyük ödüller arasında. Ortaklarının maaşındaki artışı fark eden şebekler, o zamana kadar salatalık için seve seve çalıştıkları halde aniden greve girdiler. Sadece isteksiz davranmakla kalmayıp sinirlendiler ve taşları, hatta bazen salatalık dilimlerini deney odasından dışarı attılar. Normalde asla reddetmedikleri bir yiyecek hiç istenmeyen bir şey, hatta iğrenç bir şey halini almıştı!
İnsanlarda, biraz da gösterişli bir isimle ‘eşitsizlik tiksintisi’ denen şeye eş, güçlü bir tepkiydi bu.” (200)
“İyi beslenme ve modern tıp, insan evrimini yönlendiren elenme baskısını ortadan kaldırdı. Mesela kadınlarla bebekler, eskiden doğum sırasında ciddi risk altındaydı. Bunun suçlusu kısmen, aşırı büyük kafamıza göre dar olan doğum kanalıydı ve kanalı geniş tutma yolunda sürekli bir evrim baskısı vardı. Sezaryen bu durumu değiştirdi. ABD’de doğumların %26’sı sezaryenle yapılıyor; hatta Brezilya’da bazı özel kliniklerde bu oran %90’ı buluyor. Dar doğum kanalı olan daha fazla sayıda kadın hayatta kalıyor, bu da birkaç nesil önce ölüm sebebi olan bir özelliğin aktarılması demek. Bunun kaçınılmaz sonucu sezaryenle doğumların artması, normal doğumun bir istisna haline dönüşmesi olacak.” (224)
“....günümüz kültürel gelişmeleri, biyolojinin ayak uyduramayacağı kadar hızlıdır. Cep telefonlarıyla mesaj atmanın parmaklarımızı uzatması pek mümkün değildir. Onun yerine türümüzün halihazırda sahip bulunduğu parmaklara göre mesaj yazma teknikleri geliştiriyoruz. Çevreyi kendi çıkarımıza göre değiştirmekte uzman olduk. Bu yüzden insan ırkında evrimin devam edeceğine inanmıyorum – hele vücut şekli ya da davranışı etkileyecek şekilde. Biyolojinin bizi şekillendirebilmesini sağlayan tek tutamağı ortadan kaldırdık, ayırıcı üremeyi.” (225)
“Komşusuna üzüm verildiği anda bir maymunun salatalığı reddetiğini ispat ettikten sonra, gazeteler bulgularımızı daha eşitlikçi bir toplum çağrısı yapmak için kullandılar. ‘Maymunlar adaletsiz muameleden nefret ediyorsa biz neden etmeyelim?’ diye soruyordu bir köşe yazarı. ...Yazar görünüşe göre adaletle pek işi olmayan kapitalizmi yermeye çalıştığımızı hissetmişti. Ancak gözünden kaçan, bizim maymunların tepkilerinin, serbest piyasayla pararel oluşuydu. Kendi aldığın şeyi başkasının aldığıyla kıyaslamaktan ve fiyat farklıysa şikayet etmekten daha kapitalist ne olabilir?
... Her zaman iktisatçıların bizden beklediği şekilde hareket etmeyiz, bunun sebebi de iktisatçıların sandığından daha az bencil ve rasyonel olmamızdır. İktisatçılar, insan doğasının karton bir maketine şartlanır ve bunun doğruluğuna o kadar inanırlar ki zamanla kendi davranışları ona benzemeye başlar. Psikoloji testleri, iktisat son sınıfta okuyan öğrencilerin, ortalama üniversite öğrencilerine göre daha bencil olduğunu ortaya çıkarmıştır. Her derste kapitalist özçıkar modeline maruz kalan öğrencilerin, en baştaki prososyal eğilimleri de ölüp gidiyor anlaşılan.” (228-229)
2 yorum:
Mutlu yıllaaaaaarrrrr!!!
size de mutlu yillar primat kardesim :))
Yorum Gönder