Şimdi okuduğum Doğal Tarımın Yolu, 2011'de Kaos Yayınlarından Türkçe'ye pek güzel bir kapakla (İngilizce'den de olsa) kazandırıldı. İngilizcesi ise burada.
Her iki kitabında da sadece tarımla ilgili değil, tüm bir yaşam felsefesini içerdiği için beni heyecanlandırdığını söylemeliyim.
Seçtiğim bölümleri buyrunuz:
“Bir durup
düşünseniz, ‘bu yararlı’ ‘şu önemli’ ‘falan filan mutlaka yapılmalı’ sözlerinin
arkasında hep, önerilen her neyse, onu önemli hale getiren ön koşulları insanın
kendisinin yarattığını görürsünüz. Öyle durumlar yaratıyoruz ki, önceden asla
ihtiyaç duymadığımız bir şey olmadan yaşayamaz hale geliyoruz. Böyle bir
beladan kurtulmak için de, yeni keşifler gibi görünen şeyler bulup bunları
gelişme olarak takdim ediyoruz” (15).
“Hakiki bir
yaşam yolundan sahtesine düştük. İnsanlar zamanı kısaltıp mekanı genişletmek
için çılgınca koşturup duruyorlar ve böyle yaparak ikisini de kaybediyorlar”
(29).
“Nasıl ki otel müdürümüz konuk odalarındaki ışıkların açık mı kapalı mı olduğuyla uğraşıp
durduğu takdirde başarılı olamayacaksa, ufak ve önemsiz ayrıntılara dikkat
kesilmek de çiftçi için asla iyi bir başlangıç olmayacaktır. Geliri arttırmanın
tek kesin yolunun otelin kapasitesini arttırmak olduğu açıktır” (77-78).
“Pek çok
insan, büyük başak veren bir çeltik türü seçer, çok gün ışığı alacak şekilde
yetiştirir, bolca gübre verir ve etraflı zararlı kontrol önlemleri
uygularsanız, iyi bir mahsül elde edeceğinize inanır. Ancak büyük başakları
olan çeşitlerde bitki başına başak sayısı genellikle daha azdır. Bitkinin daha
iyi gün ışığı almasını istiyorsak, sık ekim yapmak iyi olmayacaktır. Ayrıca,
fazla gübre uygulaması aşırı büyümeye neden olacak ve yine bitkinin aldığı gün
ışığını arttırma çabamızı boşa çıkaracaktır. Etraflı bir zararlı kontrol önlemi
çeltik bitkisinin devrilip yatmasına neden olurken, büyük gövde ve başak
oluşturma gayretleri yalnızca bitkiyi zayıflatır ve hastalık ile böcek
zararlarını arttırır.
Çeltik
birkisinin aldığı ışığı arttırmak için su tasarruflu bir yetiştirme yöntemi kullanılması,
yabani otların yoğunlaşması sonucunda, aslında alınan ışığı azaltabilir ve
hatta yetersiz sulama da besin iletimini engelleyebilir. Yani fotosentezin
etkinliğini arttırmaya yönelik bir girişim, bitkinin fotosentezleme yeteneğini
azaltabilir. Bunun üzerine biz, sulamanın çeltik bitkisine yararlı olduğu
sonucuna varır ve tam da bitkinin etkin büyümesini teşvik edecek yüksek
sıcaklıkların beklendiği bir zamanda sulamayı denersek, yetersiz olgunlaşma
ile sonuçlanacak kök çürümesi başlar.
Başka bir deyişle,
fotosentezi canlandırma yöntemleri nişasta miktarını arttırmakta etkili olmuş
olsa da, bunun, hasat verimini belirlemeye yardımcı olan diğer unsurlar
üzerindeki etkisi illa ki olumlu olmayacaktır, aslında sayısız olumsuz etki
yaratma olasılığı daha fazladır.
Kısacası tüm
bunları birleştirerek, tam olarak işe yarayacak geniş kapsamlı bir yöntem
haline getirmenin bir yolu yok. Ne kadar çok iyileştirme önlemi bir araya
getirilirse, o kadar birbirini etkisizleştirerek sonucu belirsizleştirir;
böylece varılacak tek sonuç, net bir sonuç olmaması olur.
Eğer
insanların aklında olan, bol ürün veren, yetiştirilmesi kolay ve lezzetli bir
çeşidin her şeyi çözeceği düşüncesi ise, çok beklemeleri gerekecek. Tek çeşidin
bütün istekleri karşılayacağı bir gün asla gelmeyecek.
Tohum ıslah
uzmanı, kendi uğraşlarının, çağının ihtiyaçlarını karşılayacak bir türü ortaya
koyacağına inanır ama geliştirilmiş üç iyi özelliği olan bir türün, üç de kötü
özelliği olacaktır, altı güçlü noktası olanınsa altı zayıflığı. Bunların hepsi
gösteriyor ki, daha iyi olduğu düşünülen herhangi bir tür, içinde çözüme
direnen yeni karşıtlıklar taşıyor olacağından muhtemelen daha kötü olacaktır.
Tek tek
incelendiğinde, tarım uzmanlarının tasarladığı her bir ilerleme iyi ve yerinde
gibi görünse de toplu olarak bakıldığında birbirlerinin etkisini yok eder ve
tümüyle etkisiz olurlar.
Bu karşılıklı
birbirini geçersiz kılma özelliği doğanın denge durumundan gelmektedir. Doğa, niteliği
gereği doğal olmayana zıttır ve insanın mahsülü arttırmak için kullandığı
tekniklerden kurtulup hakiki haline dönmek için elinden geleni yapar. Bu
nedenle doğal kontrol yüksek mahsülü azaltmak, düşük mahsülü yükseltmek için
çalışır: yani doğal dengeyi bozmadan doğal verime yaklaşmak için” (89-90).
“...bilim,
ileri attığı her adımda bir adım da geri gidip doğanın bağrına dönerek onun
ilmini yudumlar. Gıdasını alır almaz, yine doğadan üç dört adım uzaklaşmayı
göze alır. Sorunlarla karşılaşınca ya da fikirleri tükenince, uzlaşma ve uyum
arayışıyla tekrar geri döner. Fakat çok geçmeden şükran borcunu unutup yeniden
doğanın edilginliğini ve yetersizliğini yermeye başlar” (99).
“...çeltiğe ‘bakmak’
ya da onu ‘dikkatle incelemek’, çeltiği bir nesne olarak görmek değildir.
Öncelikli olarak kişi kendini çeltiğin yerine koymalıdır. Böylelikle çeltik bitkisine
bakan benlik yok olur” (121).
“Aynı turplar
tümüyle farklı şekilde özümsenecek, turpunu mide özsuyu salgılamadan yiyen, duman
ve gürültü kirliliğinden muztarip asabi şehir insanı için, onu av etinden
oluşan yemeğinin üstüne hapur hupur yiyen tropikal Afrikalı’ya nazaran, tamamen
farklı bir besleyici değere değere sahip olacaktır” (126).
Doğa alarm
verip insanın yapay isteklerine direnir. Fakat sesini çıkarmaz. İnsan kendi
hatalarını görüp telafi etmelidir” (127).
“Sığırlar,
atlar, domuzlar, koyunlar, tavuklar ve ördekler hepsi sıcakla soğuk arasındaki
farkı bilse de, asla sıcak ya da soğuk diye doğadan şikayet etmezler” (132-133).
“Bir şey her şeydir.
Kişi bir konuyu çözmek için tüm konuları çözmelidir. Bir şeyi değiştirmek
her şeyi değiştirir. Bir kez çeltiği sonbaharda ekme kararı verince, fide
aktarmayı ve sürmeyi ve kimyasal gübre kullanmayı ve organik gübre hazırlamayı
ve tarım ilaçları püskürtmeyi de bırakabileceğimi anladım” (173).
“Tarlada
yüksek verimli çeltik yetiştirmeyi planlayan bilim insanı, ayağının dibinde
yetişen yabani otları, çeltik bitkilerinden besin ve gün ışığını çalacak
zararlılar olarak görür. Doğal olarak da bu gibi ‘istilacıların’ kökünü tamamen
kurutacak ve güneşten gelen ışınları çeltik bitkilerinin inhisarına (tekel) almasını temin ederek olası en yüksek
verimi başarabileceğine inanır. Fakat yabancı ot ilaçlarıyla yabani otları
öldürmek, doğanın hassas dengesini bozmak için yeterlidir. Yabancı ot ilaçları
birdenbire toprak biyo-topluluklarındaki yaşam akışını değiştirerek, yabani
otlara bağımlı yaşayan böcek ve mikroorganizmaların ekosistemini harap eder. Bu
canlı toprakta oluşan dengesizlik kaçınılmaz olarak oradaki diğer canlıların da
dengesini altüst edecektir. Dengesi bozulmuş olan çeltik, hastalanmış
çeltiktir; dolayısıyla yoğun hastalık ve böcek saldırılarına tamamen açıktır.
Yabani
otların yokluğunda çeltiğin güneşin ışınlarından tek başına yararlanmasının,
olası en yüksek verimi sağlayacağına inananlar acı bir şekilde
yanılmaktadırlar. Güneşin tüm bereketini soğuramayan hastalıklı çeltik onu boşa
harcar. Sınırlı algısıyla bilimsel tarım, doğaya bütünsel bakan doğal tarımın
yapabildiği gibi, güneş enerjisinden tam olarak yararlanamaz” (191).
“Doğada geri
kalan her şeyi bir yana bırakıp, yalnızca güneş enerjisine odaklanmak ve sadece
çeltik bitkisinin yapraklarındaki nişasta sentezi tutarını inceleyerek, güneş
enerjisinden yararlanma miktarının ölçülebileceğini düşünmek ne kadar gülünç.
İnsanlar
bütüne dair genel kavrayışın, tekil nesne ve olaylara ilişkin değer yargıları
yoluyla kazanılamayacağının farkına vararak, doğanın ıvır zıvırını bilmenin
yararsızlığını anlamaya başlamalılar” (192).
“Doğada sağ
ve sol yoktur, ne mutlu bir ortam bulunur, ne iyi ve kötü, ne ying ve yang.
Doğa, insanlığa bel bağlanacak bir standart vermemiştir” (263).
“Aynı doğa
ile karşı karşıya olmalarına rağmen, kırsaldaki gençlik yerküreyle değil de
sadece toprakla meşgulken, şehir gençleri doğal dünyayı bir hayal ya da rüya
gibi görmekteler. Her ikisi de aynı sorunlardan endişe duyan ve bunları
birlikte ele almak zorunda olan üretici ile tüketici arasında sonu gelmeyen bir
alay kuruluş, tüccar ve politikacı bulunmakta. Bunlar arasında yüzeysel ilişkiler
yürürlüktedir; ancak insan, aradaki fikir ayrılıklarını, ortak görevleri ama
farklı rüyaları olanların ızdırabını, aynı dalgada yüzüp aynı suyu içtiklerini
fark etmeyenlerin sabırsızlığını algılayabilir.
Gıda
kirlenmesine karşı olan tüketici, kirlilik tohumlarını kendisi ekmiştir. ...
Çiftçiler,
korunması için dua etmekte oldukları yeryüzünü kendileri tükettiler. İnsanlar
doğanın tahribine karşı çıkıyor, ancak gelişme adına yaşanan yıkıma göz
yumuyorlar. Uyum adına tavizler verip bir sonraki şiddetli azgınlığı
hazırlıyorlar” (266).
“Kimileri
doğa sevgilerinin göstergesi olarak dağlardan ağaç söküp bahçelerine dikerken
diğerleri dağlara ağaçlar diker” (267).

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder