8.08.2008

Ekin Sapı Devrimi

Yaşlı bir Japon’dan bilgece sözler

Yazar Masanobu FUKUOKA'nın "Ekin Sapı Devrimi" kitabından seçtiğim bölümler:

"Ağaçların doğal şekillerinden uzaklaşmaları ölçüsünde budama ve böceklerle mücadele gerekli hale gelir; insan toplumunun doğaya yakın bir yaşamdan kendini ayırması ölçüsünde resmi eğitim gerekli hale gelir. Doğada resmi eğitimin hiçbir işlevi yoktur.” (43)

“Tahıl yetiştirmenin daha kolay, daha sade bir yolu muhtemelen yoktur. Tohum serpme ve sapları yaymanın dışında çok az iş gerektirir, ama benim bu sadeliğe varmam otuz yılımı aldı.” (67)

“Araştırmacılar, araştırmacı olmadan önce filozof olmalılar. İnsanın amacının ne olduğunu, insanlığın ne yaratması gerektiğini değerlendirmeliler.” (90)

“Bir sorunun ortaya çıkan sonuçlarıyla başa çıkma kararı alındığında, genellikle, düzeltici müdahelelerin sorunun kendisini çözeceği varsayılır. Oysa bu nadiren gerçekleşir. Mühendisler bunu kafalarına sokabilmiş gibi görünmüyorlar. Bu karşı-müdaheleler, neyin yanlış olduğunun çok dar bir şekilde tanımlanmasına dayanır. İnsan müdahelesi ve karşı-müdaheleler sınırlı bilimsel doğrulardan ve yargılardan kaynaklanır. Bu şekilde asla gerçek bir çözüme varılamaz.” (99)

“Çocuklar yalnızca oynayarak ya da hiçbir şey yapmadan mutlu olurlar. Diğer yandan, ayrımlayan yetişkin, kendisini neyin mutlu edeceğine karar verir ve bu koşullar sağlandığında kendini tatmin olmuş hisseder. Yiyeceklerin ona lezzetli gelmesinin nedeni doğanın ince tatlarını taşımaları ya da bedeni beslemeleri değil, tat alma duyusunun, bunların tatlarının iyi olduğu fikrine şartlanmış olmasıdır.” (143)

“Bugünlerde insanlar, akıllarıyla yiyorlar, bedenleriyle değil.” (143)

“Eğer yemekleri lezzetli yapmaya çalışmazsanız, doğanın bunu zaten yaptığını görürsünüz.” (144)

“İnsanlar şeyleri anladıklarını düşünürler, çünkü onlara aşina olurlar. Bu yalnızca yüzeysel bilgidir. Bu yıldızların adlarını bilen astronomun bilgisidir, yaprakları ve çiçekleri sınıflandırmayı bilen botanikçinin, yeşil ve kırmızının estetiğini bilen sanatçının bilgisidir. Astronom, botanikçi ve sanatçının her biri kendi zihninin menzili içinde, izlenimlerini yakalayarak yorumlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Aklın faaliyetleriyle ne kadar ilgilenirlerse, kendilerini o kadar ayırırlar ve doğal bir şekilde yaşamaları o kadar zorlaşır.” (157)

* Sonradan ek: Artık bu kitabın İngilizcesi ODTÜ kütüphanesinde var.

Hiç yorum yok: